Windows Live™
Windows Live hizmetleri
Giriş
Kişiler
Gallery
Hotmail
OneCare
SkyDrive
Spaces
Tüm hizmetlerDiğer Live hizmetleri
Live Search
MSN Hesap
Görüşleriniz
Yardım Merkezi Giriş Hotmail Spaces OneCare MSN
Search
ayhanayhan
Oturumu kapat
Hesabınızı görüntüleyin
Diğer hesaplara bağla
Spaces giriş sayfası Spaces giriş sayfası
AlanınızArkadaşlarFotoğraflar
SkyDriveOlaylar
COOL HUSEYıNFotoğraflarProfilArkadaşlarDiğer BlogKonuk defteriMüzik
Araçlar İleti gönderRSS akışına abone olArkadaşına söyleLive.com'a ekleSpaces'ı keşfedin
Blog
25 Ağustos
Cinsel Resimler Filmler
Dinimizde insanı kötülüklere iten zaaflar ve alışkanlıklarkonusunda yasaklayıcı hükümler bulunmaktadır. Bu hükümlere uyabilenler âhiretlerini kurtardıkları gibi, dünyalarını da kurtarıyor; gittikçe yaygınlaşan olumsuz alışkanlıklardan kendilerini ve çocuklarını da muhafaza ediyorlar.
Cenab-ı Hak'kın ikazına kulak verelim:
"Zinaya yaklaşmayın. Zira o, bir hayâsızlıktır ve çok kötü bir yoldur." (1)
Cenab-ı Hak "Zinaya yaklaşmayın!.." diyor. “Zina yapmayın!” demiyor, “Yaklaşmayın!” diyor. Onun için İslam alimleri zinaya vesile olabilecek, davetçilik mânâsına gelebilecek, tahrik ve teşvikçi görüntüleri yasaklayan din, müstehcene bakılmasını da caiz görmüyorlar. Çünkü asıl mesele yaklaşmamaktadır. Yaklaşmazsanız kurtulmanız kolay olur. Yaklaştıktan sonraki gelişmelere dayanmanız zorlaşır, ateşe yaklaşanın içine düşmesi gibi bir sonuç çıkabilir.
Cenab-ı Hak bakma konusunda diğer bir ikazında şöyle buyuruyor:
"Mü’min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar.... Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, " (2)
Sofiyeden Şiblî (k.s.)'ye:
"Ne demektir? diye sormuşlar, demiş ki:
"Baş gözlerini haramlardan, kalp gözlerini Allah'tan gayri şeylerden çeksinler." (3)
Gözler müstehcene nazar etmekten sakınılmalı ki hayaller tertemiz olsun, zihinler kirlenmekten korunsun. Sadece kafa gözlerini kapamakla, sakınmakla kalınmamalı, haramlar hayallere dahi alınmamalı, hayaller bile korunmalı diyor büyükler.
Bu konudaki görüşler,
Ahmed Şahin:
Gözle bakış konusunda neden bu kadar israrlı ikaz ediliyor insanlar? Çünkü bütün günahlar, ahlâkî bozulmalar müstehcene bakışla başlar, bakışın israrıyla gelisir, sonra fiilî günaha dönüşür. Üstelik gözler baktıklarının resimlerini de çeker, hayal arşivinde depo eder. Nereye gitse, nerede olsa artık çektiği bu resimler, hayal âleminde gözlerinin önündedir. Öğrenciyse dersine çalışamaz, isçiyse mesleğine tam yönelemez, fikir adamıysa zihnini toparlayamaz, derken her konuda gerileme ve düşüş söz konusu hale gelir. Bu duruma düşmemek için din, müstehcene karşı yasaklar koyar, mensuplarını böylesine gerilemelere düşmekten kurtarır. (4)
Ali Rıza Demircan:
... cinsel tahrik amacı olsun veya olmasın İslam'a göre çıplaklığın sınırları içine girecek resim ve film çektirmek ve çekmek haramdır. Bu resim ve filmlere bakmak ve ve bunları pazarlamak da haramdır.
Haramdır, çünkü doğrudan çıplaklıkla resim ve film aracılığıyla çıplaklık temelde aynı gayr-ı meşrû amaca yöneliktir. Fark yalnızca tesir bakımındandır. Bizat çıplaklık, bilvasıta çıplaklıktan şüphesiz daha tesirlidir. Ancak bilvasıta çıplaklıkda da yaygınlık ve süreklilik vardır. Kaldı ki İslam'da bir söz, davranış ve iş haram kılındıysa, değil onun yansıyan etkili şekli, onunla ilgili bütün eylemler de haram olur.
.... haram sınırlar aşılarak, "sanat sanat içindir" anlayışıyla yapılacak fotmodelliği de, film çalışmaları da haramdır. Pek tabii ki doğrudan cinsel sömürü amacıyla yapılan çalışmalar daha katmerli ve çok yönlü haram olur.
....
İslam Dini insanlarıncinsel istikrarı ve mutluluğunu amaçladığı ve cinsel alnda da kulluk yapmalarını dilediği için cinsel haramlara götürecek sözleri, yazılar, resimleri ve filmleri yasaklamıştır. Yasakladığı bu suçların faillerine hem dünyada hem de ahirette cezalar düzenlemiştir. (5)
İzahlı Kadın İlmihali'nden özetle:
...gazete ve dergilerdeki müstehcen resimler ile televizyondaki açık görüntüler gerçek değil, resim ve hayal olduğu için onlara bakmak hakiki kadın vücuduna bakmak gibi sayılmazsa da müstehcen resim ve görüntüler, insanları tahrik etmekte, din ve ahlak üzerinde bozucu bir tesir yapmaktadırlar. Fitne uyandıran ve ahlakı bozan böyle müstehcen resim ve görüntülere kimse helal diyemez.
Avret sayılan yerlerin resim haline getirilmiş şekli de, cinsel duyguları uyandırabileceği gibi, ancak bunun canlısı kadar olmayacağı açıktır. Bu konuda film ise, resimle canlısı arasında bir yerde olacaktır. Bu konuda haramlılığın sebebini akıl kavramaktadır. O daçok az da olsa gerçek zinaya yaklaştırmasıdır. Halbuki Allah (cc) zinaya, yapmayı değil, yaklaşmayı bile yasaklamaktadır. (6)
Sorularla İslamiyet İslam Fıkhı Ansiklopedisinden özetle:
Önce çıplak resimleri sadece kadın resmi diye sınırlamamak lâzım. Çıplak resimler kadının olursa günah, erkeğin olursa mahzursuz diye bir şey yoktur. Avret sayılan uzvun açılması ve bakılması, kimden olursa olsun haramdır ve günahtır. Ancak haramlık ve günah en mahrem noktalara yaklaştıkça artar ve ağırlaşır. Diğer yönden, zaruret yokken avret sayılan yerlerinin fotoğrafını çektirip teşhir edilmesine izin vermenin bir haram ve bir günah olduğunda şüphe yoktur. Böyle olan resimlere bakmaya gelince, bunun; canlısına bakmak kadar ağır günah olmadığı da açıktır. Ancak bunu, berikinin hafif olduğunu ânlatmak için değil; aralarında fark bulunduğunu anlatmak için söylüyoruz.
Evlilik Rehberi'nden:
Din kitaplarında deniyor ki:
Kadınların bakılması haram olan yerlerine şehvetsiz de bakmak haram olduğu halde, aynadaki veya sudaki görüntülerine şehvetsiz bakmak haram değildir; çünkü, kendileri değil, akisleri, benzerleri görülmektedir. Resimleri, kendileri değildir. Bunları görmek, kendilerini görmek olmaz. Resimlerine, TV’deki görüntülerine bakmak, aynadaki görüntüsüne bakmak gibidir. Hepsine şehvetsiz bakmak caizdir. Fakat, şehvet ile bakmak veya şehvete sebep olacak görüntülerine bakmak haramdır.
Demek ki, kadının avret yerlerine şehvetsiz bakmak haram olduğu halde, bunların resimlerine ve TV’deki görüntülerine şehvetsiz bakmak haram değil, mekruhtur. Pornoya şehvetsiz bakmak da haramdır. Çünkü şehvete sebep olacak görüntüdür.
Bütün bunlara göre : Avret sayılan yerlerin resim haline getirilmiş şekli de, cinsel duyguları uyandırabileceği, ancak bunun canlısı kadar olmayacağı açıktır. Bu, konuda hareketli resim, yani film ise, resimle canlısı arasında bir yerde olacaktır. Her ne kadar Ibn Âbidîn "resim haline getirilmiş avret yerlere bakmanın mahzuru konusunda bir şey bulamadım; diyorsa da, bu konudaki haramlığın sebebini akıl kavramaktadır. O da çok uzaklardan ve çok az da olsa gerçek zinaya yaklaştırmasıdır. Halbuki, Allah (c.c.) zinaya, yapmayı değil, yaklaşmayı bile yasaklamaktadır. Bu sebep çıplak resimlere bakmakta da az da olsa vardır. Öyleyse bu da o ölçüde mahzurlu olmalıdır. Filimler ise, değindiğimiz gibi, bundan bir derece daha ilerdedir. (7)
Çıplak Erkek Resminin Sakıncası Var mı?
Çıplak resimleri sadece kadın resmi diye sınırlamamak lazımdır. Çıplak resimler kadının olursa günah, erkeğin olursa mahzursuz diye bir şey yoktur. avret sayılan uzvun açılması ve bakılması, kimden olursa olsun haramdır ve günahtır. Ancak haramlık ve günahlık en mahrem noktalara yaklaştıkça artar ve ağırlaşır. Böyle olan resimlere bakmaya gelince, bunun, canlısına bakmak kadar ağır günah olmadığı da açıktır. Ancak bunu, berikinin hafif olduğunu anlatmak için değil, aralarında fark olduğunu anlatmak için söylüyoruz.(6)
16:43 Yorum ekle İleti gönder Sabit Bağlantı İzleme notlarını görüntüle (0) Bloga al15 Ağustos
KALBİN GECE UYANIŞI: TEHECCÜD
KALBİN GECE UYANIŞI: TEHECCÜD
Mehmet Işık
Gecenin karanlığında, arzın ve arşın taşıyamadığı yaratılmış olmanın sorumluluğunu, insanın üzerine almasıdır teheccüd. Gecenin doruğunda, aniden ve sebepsiz yere uyandığı olur insanın. Uykusunun bir yerindeki açıktan başka alemleri görmüştür. Uyku, uykuda tutamaz artık insanı. İlk düğüm çözülmüştür. Sonraki düğümleri çözmek yiğitlerin işi...
Kapı çalınıyor.
Gecenin yarısı... Kim olabilir?
Hz. Ali r.a. ile Hz. Fatıma r.a.'yı bu geç vakitte uyandıran kim?
Bir şey mi oldu? Önemli bir haber mi var? Herkesin uykuda olduğu şu vakitte kapı neden çalınıyor?
İkisi birden uyanıyor. Bakıyorlar, kapıyı çalanın Rasul-i Ekrem s.a.v. olduğunu anlıyorlar. Gelen O... Alemlerin övüncü, Allah'ın son elçisi. Gece ibadetine kalkmaları için geldiğini biliyorlar.
Efendimiz s.a.v. onları uyandırdıktan sonra kendi evine dönüyor. Namaza duruyor, Aişe r.a. Validemiz'in her zaman güzelliğinden ve uzunluğundan sitayişle bahsettiği teheccüd namazına. (Buharî, Teheccüd 16)
Namaz uzun sürüyor. Efendimiz s.a.v. selam verip namazından ayrıldıktan sonra, tekrar Hz. Ali r.a. ile Hz. Fatıma r.a.'nın evine gidiyor. Onları uyandırmıştı, ama kalktıklarına dair bir emare göremedi. Tekrar uyandırmaya gidiyor ve bu sefer sesleniyor:
- Kalkın. İkiniz de… Namaz kılın!
İkisi de uyanıyor. Hz. Ali r.a. gözlerini ovalıyor. Uykulu halde belki de iyice düşünmeden ağzından bir söz çıkıyor:
- Vallahi Allah'ın bize farz kıldığından başka namaz kılamayız. Canlarımız Allah Tealâ'nın elindedir. Bizi uyandırmayı dilerse, uyandırır.
Rasul-i Ekrem s.a.v. hemen geri dönüyor, bir taraftan da “Allah'ın bize farz kıldığından başka namaz kılamayız” sözünü iki kere tekrar ediyor ve şu ayeti okuyor:
“Zaten insan tartışmaya pek düşkündür.” (Kehf, 54) (Buharî, Teheccüd 5)
Uykusunu Bölen O Bahtiyar Kullar
Uykunun en tatlı yerinde uyanmak, abdest alıp namaza durmak çok özel, çok güzel bir şey… Ama kolay değil. Buna teheccüd denir. Efendimiz s.a.v. biricik kızını ve çocukluğundan beri yanından ayırmadığı damadı Hz. Ali r.a.'ı teheccüde kaldırıyor. Farzlardan sonra Allah'a en sevimli olan namaza çağırıyor. (Müslim, Sıyam 202)
Yüce Mevlâ, gecenin bir kısmında namaza kalkmasını Rasulullah s.a.v. Efendimiz'e zaten emretmişti:
“Gecenin bir kısmında da uyanıp kalk ve sana mahsus olmak üzere nafile namaz kıl; ola ki bu sayede Rabbin seni övgüye değer bir makama ulaştırır.” (İsra, 79)
Efendimiz s.a.v. de her gece kalkar, Rabbi'nin emrine uyarak namaz kılar, secdelere kapanır ve uzun uzun O'na yalvarırdı. Secdede iken yaptığı dualardan biri şöyleydi:
- “Allahım! Sadece sana secde ettim. Yalnız sana iman ettim. Sana teslim oldum. Benim yüzüm, kendini yaratıp ona şekil veren, kulağını ve gözünü var eden Rabbi'ne secde etti. Ahsenu'l-hâlikîn olan Allah çok yücedir.” (Müslim, Müsafirîn 201)
Alemlerin Rabbi, Rasulü'nün sünnetine uyarak geceleyin kalkıp namaz kılan, dua edip ibadetle meşgul olan, yalvarıp yakaran kullarını da kitabında şöyle anlatıyor:
“Korkuyla ve ümitle Rablerine yalvarıp dua ettikleri için bedenleri yataklardan uzak kalır ve kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcarlar. Yaptıklarına karşılık olarak onlar için kendilerini mutlu edecek ne güzel nimetlerin hazırlanıp saklandığını hiç kimse bilemez.” (Secde, 16-17)
“Takva sahibi olan kullar, Rablerinin kendilerine verdiğini alarak cennetlerde ve pınar başlarında bulunacaklar. Onlar bundan önce dünyada güzel davrananlardı. Geceleri pek az uyurlar, seher vakitlerinde de bağışlanma dilerlerdi. Mallarında, muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı.” (Zariyat, 15-18)
Gece uykudan uyanıp namaz kılmak, müekked sünnetlerin en başında yer alır. Mümine kazandırdığı çoktur. Bunun için teheccüd ibadetine engel olmak isteyen şeytanın ilginç hileleri vardır. Sabahtan hayata yorgun başladığından şikayet edenler, teheccüd ibadetinde bir şifa bulacaklardır. Rasul-i Ekrem s.a.v. şöyle buyurmaktadır:
“Biriniz uyuduğu zaman şeytan onun ense köküne üç düğüm atar. Her bir düğümü attığı yere, ‘gecen uzun olsun, yat, uyu' diye eliyle vurur. Şayet o kimse uyanarak Allah'ı anarsa, düğümlerden biri çözülür. Abdest alırsa, bir düğüm daha çözülür. Bir de namaz kılarsa, şeytanın attığı bütün düğümler çözülür ve böylece neşeli ve huzurlu bir şekilde sabahlar. Allah'ı anmaz, abdest alıp namaz kılmazsa, uyuşuk ve tembel bir şekilde sabahlar.” (Buharî, Teheccüd, 12; Müslim, Müsafirîn, 207)
Ne Zaman, Ne Şekilde?
Rasululah s.a.v. Efendimiz, yatsı namazını kıldıktan sonra vitir namazını kılmadan evine dönerdi. Bir miktar uyuduktan sonra gecenin ilerleyen vakitlerinde kalkar teheccüd namazını kılardı. Teheccüd namazından sonra biraz dinlenip vitri eda ederdi. Teheccüd namazını, ikişer ikişer veya dörder dörder sekiz rekat kılar, arkasından vitre geçerdi. (Buharî, Teheccüd 16; Müslim, Müsafirîn 125)
Efendimiz s.a.v. Sahabe-i Kiram'ı teheccüd ibadetine şöyle teşvik ederdi:
“Bir kişi eşini geceleyin uykusundan uyandırıp birlikte namaz kıldıklarında, Allah'ı zikreden erkekler ve kadınlar arasına yazılırlar.” Ve...
“Ey insanlar! Selamı yayınız, yemek yediriniz, insanlar uyurken geceleyin namaz kılınız. Böyle yaparsanız selametle cennete girersiniz.” (Tirmizi, Et'ime, 45)
Selametle cennete girenlerin arasında yer alma ümidi ve duasıyla...
11:22 Yorum ekle İleti gönder Sabit Bağlantı İzleme notlarını görüntüle (0) Bloga al04 Ağustos
acikta birakilan kadinlar
Açık”ta bırakılmış kadınlar…
Kalabalıkta özellikle o dikkat çekiyor. Yakası açık bırakılmış, kolları kısa
tutulmuş, eteğinin ucu hayli yukarıdan kesilmiş, beli iyice daraltılmış
elbisesi değil dikkat çeken.
Elbiseden taşan beden parçaları.. O elbiseyi
özenerek seçmiş olmalı. “Üzerinde güzel duracak” demiş olmalılar. “Bana
yakışacak” diye umutlanmış olmalı. Ama hoyrat bakışlar, elbiseyi değil,
elbiseden arta kalan kısımları süzüyor.
Öylesine yok gibi ki elbise hepten
çıplak kalmak istediğini haykıran bedenin üzerinde “engel” gibi duruyor.
Bedenin tamamlayıcı parçası değil, “fazlalık” gibi görünüyor.
Bakılsın diye oradaydı bedeniyle. Bakıldıkça varolacağına inandırılmıştı.
Bir tür bakılma açlığı ile donanmış olmalıydı. Farkında olmadan, diğer
gözlerin “nesne”si haline getirilmişti. Öyle bir nesne ki, üzerine bakış
düşmediğinde karanlıkta kalıyordu. Gözler üzerinde olmadığında kıymetini
kaybettiğini sanıyordu.
Gözlerin kayması için açıkta bırakılmış bir bedene, teşhir etme niyeti de
eşlik ederse,-bu niyetle bakılanın gözleri de sizin bakan gözlerinize
kilitlenmişse- kendi içinde tutarlı bir sahne seyredersiniz.
Seyredilmek
isteyen bir ruh ve seyredilen bir beden, birbiriyle yan yana, kardeşçe
oturuveriyorlardır: Sorun yok gibidir. Ama çıplak bırakılmış bedene,
içindeki ruh başka telaşlar peşinde koştururken gözünüz kaydığında, mağdur
edilmiş bir beden buluyorsunuz karşınızda.
Uçağa yetişme telaşının sardığı,
tatilden dönme hüznünün hükmettiği bir ruhun ardı sıra yürüyen, hâlâ daha
plaj kıyafetine takılmış bir beden, gözünüzün önünde, birden bire
çıplaklaşıyor, topraklaşıyor, et ve kemik soğukluğuna düşüyor. “Açılmış”
değil “açıkta bırakılmış” oluyor.
Onu o çıplaklığa özendiren tüketim mekanizmalarıyla paketlenmiş, onu açıklık
içinde utanmaktan alıkoyan ısrarlı teşviklere sarılmış bir cesedi sürüklüyor
ardı sıra. Kadın bedeninin özellikle sivriltilmiş bir kaç detayına
indirgenmiş bir kişilik sergisine icbar edilmiş, zorlanmış, itilmiş oluyor.
Özel bir insan olarak yaratılmış, yüzü özel, duyguları biricik, kalbi
bi’tane, varlığı müstesna bir kadını, “her kadın gibi” eyleyen, “herhangi
bir kadın” gibi “den den”leştiren, sıradan bir serinin modüler parçası kılan
sürecin ucuna yerleşiyor: Kalça hareketleri kadar var olan bir kadın. Göğüs
dekoltesi kadar öne çıkan bir kadın. Yüzünden çok belden aşağısı muhatap
alınan bir kadın. Kişiliği dişiliğine kilitlenmiş bir kadın.
Mağlup, mağdur, mazlum o. Kendi rızasının şimdi ve burada olması bir şeyi
değiştirmiyor. Kendi rızasını iptal eden, kendi iradesini unutturan, utanma
duygusunu uykuya yatıran hayli uzunca, karşı konulmaz ve sistemli bir ikna
sürecinin kurbanı..
Ara sıra, varlığını hatırlatan o kadınsı irade, o utanç
duygusu hiç uzamayacak eteğini refleksif bir hareketle çekiştirtiyorsa da
ona; nafile. Bedeni üzerine yapışmış gözleri kabullenen, yaban bakışları
evcilleştiren bir çaresizlikle oturduğu yerde oturtuyor onu görünmez bir
iktidar. Alnına boncuk boncuk dizilmeye hazırlanan utancını müşfik bir el
hareketiyle siliveriyor. Bir anda çıplak olarak yakalandığını hissettiği o
nadir şaşkınlık anlarında gözlerini kurnazca kapatıveriyor. Sakinleştiriyor
onu, uysallaştırıyor, hırçınlığını gideriyor.
Kendinden uzağa düşürüyor kadını çıplaklık. “Kendine özel”, “sahici” ve
“sahih” bakışlar arıyor boşuna. Baştan ilan edilmiş bir sadakatsizlik vardır
çıplak bedende.. “Bakan sadece sen değilsin ki bana!” “Ben bütün bakışlara
açı(ğı)m.” “Bunca bakanım var benim.” “Sen de kim oluyorsun?” Galip gibi
duruyor ama mağlup. Zulmediyor görünüyor ama mazlum. Kadir kıymet bilmiyor
ama kadir kıymeti de bilinmiyor. Mağdur ediyorken mağdur ediliyor.
“Açık”ta bırakılmış kadın, sırf şehvet üzerinden tanımlanıyor. “İnsan”da
olan ama tümüyle “insan” olmayan bir şehvet üzerinde dikelmeye zorlanıyor.
Böylece, “dişi” yanı “kişi” yanına galip getiriliyor. Olan “kişi”ye oluyor.
Önce ve hep “insan” olan kadın, bedeninin kıvrımlarına sürgün ediliyor,
teninin sığlıklarında hapis tutuluyor. Kadın ruhu, kadın bedeninin altında
eziliyor.
Örtünmek, kişiliğini dişiliğinin üstüne koymaktır. Kendini sonsuza
saklamaktır. Kadınsı merhameti, kadınsı inceliği, kadınsı zerafeti ipekten
tüller ardına saklayıp inci gibi büyütmektir örtünmek.
“Tesettürsüzlük
nedir?” diye sorsaydınız bana, “Kadının dişiliğini kişiliğinin önüne geçiren
her haldir” derdim… Bir “kişilik tutulması”… Bir “kadınlık eklipsi”…
Ay tutulur ya hani dünyanın gölgesi üzerine düştü diye. Dişiliğin kişiliği
gölgede bırakıp kadın ruhunu gözden kaçırdığı bir tür eklips hali bu..
Saçları kapatmaktan fazlası: Kadın ruhunun bedenle kapatılması…
Senai Demirci
“Zevklerinin acılaşacağı bir gün gelecek. Bütün güzelliklerin bir bir yok
olduğunu göreceksin. Gençliğin gidecek, sıhhatin gidecek, lezzetlerin gençlik,
gidecek. Bütün bunlar peşi peşine giderken sen, arkada bir karanlık
bırakarak tıpkı akşamüstü batan bir güneş gibi sönüp gideceksin. Halet-i
ruhiyenin böyle olduğu bir anda ebed düşüncesinin sana göz kırptığını…
ebede uzanan yolun sana pırıl pırıl parladığını göreceksin.”
Fethullah Gülen SELAM VE DUA İLE
FİLİSTİNLİ BİR DUA
Filistinli Bir Dua
Filistinli bir duayım şimdi ben!
Nasıl yorgun nasılda çaresizim
Kana karışmış binlerce aminim
Filistinli bir duayım derbeder
Ellerim açılmış tek sahibime
Yedi cihan görür, susar halime!
Ne vakit hesap sorulur zalime
Filistinli bir duayım çaresiz
Meleklerin ayak sesi Bedir'den
Koşup gelse peygamber Medine'den
Bu sessizlik çıkartacak çileden!
Filistinli bir duayım çaresiz!
Tükenmiş dizimde derman kalmamış!
Kimsede merhamet vicdan kalmamış
Kan damlıyor yüreğimden,tenimden
Yaramı saracak yaran kalmamış!
Filistinli bir duayım şimdi ben
Bilmem gücün yeter mi söylemeye
Üzerimde binlerce Ebu Cehil
Binlerce serzeniş yetim, dilimde
Filistinli bir duayım çaresiz
Nefesim yetmiyor çığlık olmaya!
Evim,yurdum,ırzım daim ateşte
Peygamberin emaneti peşkeşte!
Kardeşim! Ağlıyor seccadem her gün
Ağlıyor Filistin ağlıyor Kudüs
Miracı bekliyor mescidi aksa!
Ebubekir ağlıyor,Ömerler yasta!
Filistinli bir duayım şimdi ben!
Öylesine kutsal öyle mübarek!
İstersen diline şan eyle beni!
İster yüzüstü bırak! Terk-i diyar et!
Benim kalacak her daim toprağım
Ben uğruna baş konmuş bir sevdayım!
Kılıcımda peygamberin şanı var!
Yenilmem ben! Ben Mescid-i Aksa'yım
Filistinli bir duayım şimdi ben!
Yalnızca Rabbine erişen sesi
Öyle güçlüyüm ki yakarışımda
Direnişim ümidin serzenişi
Şimdi ben Filistin'im! Sahip çık bana!
Şimdi ben peygamberin emanetiyim sana!
Hep zulmü alkışlayan ellerini açsana!
Ben kan kokan toprağın en naçar yeminiyim!
Eğilmeyen başım ben! Ben miracım, müjdeyim!
Filistinli bir duayım şimdi ben!
Senin çaresizliğe terk ettiğin...
17:07 Yorum ekle Yorumları oku (2) İleti gönder Sabit Bağlantı İzleme notlarını görüntüle (0) Bloga al29 Temmuz
Allah’ın İsimleri (Esmâ-i Hüsnâ)
Allah,
er-Rahmân, er-Rahîm,
el-Melik, el-Kuddûs, es-Selâm,
el-Mü'min, el-Müheymin, el-Azîz, el-Cebbâr,
el-Mütekebbir, el-Hâlık, el-Bâri', el-Musavvir, el-Gaffâr,
el-Kahhâr, el-Vehhâb, er-Rezzâk, el-Fettâh, el-Alîm, el-Kâbıd,
el-Bâsıt, el-Hâfıd, er-Râfi, el-Muiz, el-Müzill, es-Semi', el-Basîr,
el-Hakem, el-Adl, el-Lâtîf, el-Habîr, el-Halîm, el-Azîm, el-Gafûr,
eş-Şekûr, el-Aliyy, el-Kebîr, el-Hafîz, el-Mukît, el-Hasîb, el-Celîl,
el-Kerîm, er-Rakîb, el-Mücîb, el-Vâsi', el-Hakîm, el-Vedûd, el-Mecîd,
el-Bâis, eş-Şehîd, el-Hakk, el-Vekîl, el-Kaviyy, el-Metîn, el-Veliyy,
el-Hamîd, el-Muhsî, el-Mübdî, el-Muîd, el-Muhyî, el-Mümît, el-Hayy,
el-Kayyûm, el-Vâcid, el-Mâcid, el-Vâhid, es-Samed, el-Kâdir, el-Muktedir,
el-Mukaddim, el-Muahhir, el-Evvel, el-Âhir, ez-Zâhir, el-Bâtın, el-Vâli,
el-Müteâlî, el-Berr, et-Tevvâb, el-Müntakim, el-Afüvv, er-Raûf,
Mâlikü'l-Mülk, Zü'l-Celâli ve'l-İkrâm, el-Muksit, el-Câmi',
el-Ganiyy, el-Muğni, el-Mâni', ed-Dârr, en-Nâfi',
en-Nûr, el-Hâdi, el-Bedî', el-Bâkî,
el-Vâris, er-Reşîd,
es-Sabûr.
14:58 Yorum ekle İleti gönder Sabit Bağlantı İzleme notlarını görüntüle (0) Bloga al27 Temmuz
3 Aylar...
3 Aylar...
21:12 Yorum ekle İleti gönder Sabit Bağlantı İzleme notlarını görüntüle (0) Bloga alDiğer girdileri göster
COOL HUSEYıN
HANİ AŞK FİLMLERİNDE OLURYA İŞTE ÖYLE SEVMİŞİM;BEDENİM SAĞLAM BULUNMUŞ,YÜREĞİM PARAMPARÇA
Başlığı ve mesaj alanını düzenlemeden önce özelleştirme değişikliklerinizi kaydetmek için Kaydet'i tıklatın.
Video
Özel HTML
http://www.GraffitiGen.com/ - Graffiti Creator - MySpace Layouts - Make Money Online
Özel HTML
Video
Profil
hüseyin
İleti gönder
Meslek: Allahü Tealaya Kulluk
Yaş: 25
Bölge: kâinat
İlgi Alanları:
İslam Fıkhı Spor Teknoloji vs.
YALAKA VE ŞIMARIK İNSANLARDAN NEFRET EDERİM.
BENİM İÇİN MÜKEMMEL İNSAN;HER ZAMAN HER KONUDA DÜRÜST OLANDIR...
Profil ayrıntılarını göster
Olaylar (1)
Visitate Tutti Il Mio Sito, Potrebbe Cambiarvi La Vita..100€ Al Giorno Comodi Per Voi
Windows Media Player
Fotoğraflar
Landscape Painting: Turkey antalya_plageFotoğraf 2 / 32 Yorum ekle Yorumlar (0)
Diğer albümler (5)
Landscape Painting: Turkey (32)
01 Ağustos
başbakanım yürü sen...asla yalnız değilsin (21)
14 Ağustos
Sırrınla yaratıldı alemler Gül_Kokulum!!! (55)
13 Temmuz
DOĞAYI KİRLETMEYELİM!BU GÜZEL VARLIKLAR BİZE YARADANDAN HEDİYE..! (7)
30 Haziran
I'm PhotoS. ! (15)
12 Ağustos
Özel HTML
Myspace Clocks
Özel HTML
Arkadaşlar
Ortak olan (3)
Davetli
FİRDEVS
Evrensel Yaşam Danışmanı
Gül ve Diken
--------------------------------------------------------------------------------
Tümü (166)
my.NANA...
"HAK GELDİ BATIL ZAİL OLDU"
Ceren_ Girdapta bir can!!!
-;{@ Islandı_Seccadem @};-
CANSU
Dr. Ahmet KAYA
gazi
Sibel
emel
duanla doğmadım ki beduanla öleyim
Hüly@
اليدي ليال
cansu
seda
GoThIcA
† Gorthaur †
♥ RABBİM YOLUNDA SEVDALIYIM ♥
MEVLANACA
musahabe...
cotanak
*ayşenur*
nurgül
GüL-i RâNâ
TATLI & CADI
.:: Güller Diyarı ::.
kadriye
ayse
ESRA
°•.Simuzer .•°
mihrace
OSMANLI(Âsım'ın nesli)
ERTAÇ
-:¦:>>sevgi<<:¦:-
MÜRŞİT
rukiye
Hak Daveti
Züleyha Özbay Bilgiç
SON DURAK GENÇLİK
sebeb-i ilahi
Emrolduğun gibi dosdoğru ol...
ASLI GÜL
bir dünya seyyahı
furkan
(( Ra'd ))
İSLAM YOLCUSU
zeynep
mechule giden bir garip yolcu
Hüsn-ü Hat
Konuk defteri
Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler!Madem ziyaret ettiniz, e bir yorumda yazarsınız artıkkama lütfen CANSU gibi olmasın
Yorum ekle
deniz
25 Ağustos 16:31
(http://cid-429d80d728174c21.spaces.live.com/)
GÜLİSTAN
20 Ağustos 16:56
(http://telsiztepe.spaces.live.com/)selamun aleyküm kardeşim.. güzel tertemiz bir alan hazırlamışsınız..Allah razı olsun..kalbinizden yansıyanlar çok güzel...yolunuz açık olsun..Allah'a emanet olun...sevgiler..
irem
19 Ağustos 02:54
(http://hicret01.spaces.live.com/)
Ve sen yine denendiğinde
ve yine kalbin daraldığında
ve yine bütün kapılar yüzüne kapandığında
ve yine ne yapman gerektiğini bilemediğinde...
Uzun uzun düşün
ve hatırla Yaratanını!
Allah kuluna kâfi değil mi?
(Zümer/36)
Ceren_ Girdapta bir can!!!
17 Ağustos 14:47
(http://cerenceren1986.spaces.live.com/)
ÇİNGENE ALİ'NİN AŞKI
Çingene Ali, umutsuz bir şekilde padişahın kızı Selma'ya âşık olmuştu. Umutsuzdu çünkü âşık olduğu kişi padişahın kızı, kendisi ise bir Çingeneydi. Ama âşık olmuştu bir kere, aklı fikri padişahın kızı Selma'daydı. Selma’nın aşkından Mecnun’a dönmüş bir şekilde kafasını bir o yana vuruyor, bir bu yana vuruyordu.
Onu sevenlerden biri:
- Sen bir de Abdulkâdir Geylânî’nin halifesi olan Ali Heytî Hazretlerine git, akıl danış, dedi.
Ali, umutsuz ve çaresiz bir şekilde derdini anlattı Ali Heytî Hazretlerine.
- Ali, padişahın kızına kavuşabilmek için ben ne dersem yapmaya razı mısın, dedi Ali Heyti. Çingene Ali gözlerini dört açmış bir şekilde:
- Sen bana padişahın kızı Selma'yı getir; ne dilersen yaparım, uğruna her şeye hazırım, cevabını verdi. Ali Heyti’nin “Ben ne dersem yapacaksan bu iş olur; ama ne dersem yapacaksın, itirazsız” şartını derhal kabul etti Çingene Ali.
Ne olursa olsun Allah diyeceksin
Ali Heyti Hazretleri Çingene Ali'yi bir dağın tepesindeki mağaraya götürdü.
- Şimdi burada şu kayanın üstüne otur ve kim gelirse gelsin, ne olursa olsun umursamadan Allah diyeceksin, diye tembihte bulundu. Çingene Ali, şaşkın bir şekilde:
- Allah demekle padişahın kızının ne alâkası var, dedi.
Ali Heyti Hazretleri kızgın bir şekilde
- Ali soru yok! Sen dediğimi yap kız sana gelecek inşaallah, diye konuştu.
Çingene Ali söylenene uyarak “Allah, Allah, Allah” demeye başladı.
Ali Heyti Hazretleri haftada bir yemek getiriyordu. Çingene Ali, “Hani padişahın kızı, ne oldu, niye gelmedi?” sorularına her defasında "Allah de" cevabını alıyordu.
Ali aşkının tılsımından bir denileni iki etmiyor, kıza kavuşma ümidiyle her şeye, herkese "Allah" diyordu.
Hiç durmadan Allah diyen bir veli
Vakit geçtikçe Çingene Ali'nin nâmı şehre yayıldı. Civardan geçen kervanların haber vermesiyle Çingene Ali, memleketin uzağından gelmiş, ıssız bir mağaraya sığınmış bir büyük Allah dostu, hiç durmadan Allah diyen bir veli olarak şehirde anılmaya başlandı. Öyle ki, onun hakkında, nice kerametler söylendi, nice kişiler onun tılsımlı nefesinin kudretinden bahsetmeye başladı.
Ali Heyti Hazretleri Ali'nin yanına haftada bir uğruyor yemek getiriyor, Çingene Ali, O'nu her gördüğünde "Hani kız nerede, niye gelmedi hâlâ?" diyordu. Ali Heyti hazretleri ise "Az kaldı, bekle, Allah de" karşılığını veriyordu.
Bir gün geldi, padişahın kızı hastalandı. Hastalık karşısında memleketin bütün tabipleri çaresiz kaldı. Padişaha:
- Efendim memleketimizin büyüklerinden Allah dostu bir Ali Heyti Hazretleri var, bir de ona soralım bu hastalığa biz çare bulamadık, dediler.
Padişah, Ali Heyti Hazretlerini huzuruna davet etti. Meramını anlattı.
Ali Heyti Hazretleri:
- Padişahım, dedi, memleketimizde ün salan, bir dağın tepesindeki mağarada sürekli Allah diyen birisi var, belki o bir şeyler yapabilir.
Padişah zaten o kişinin nâmını çoktan duymuştu. Derhal dağa doğru gidilmesi, o Hazretin görüşünün alınması için emir verdi.
Ali Heyti Hazretleri, Çingene Ali'nin yanına geldi. Ona:
- Evlâdım, padişah maiyetiyle senin yanına geliyor. Sana ne teklif ederse etsin, kabul etme, toprak, altın, makam... Hiç birisine iltifat etme ancak kızını teklif ederse zevceliğe kabul et, dedi.
Çingene Ali, daha bir şevkle “Allah” demeye başladı. Tam kırk gün dolmuştu o mağarada Allah demeye devam edeli, aklında padişahın kızından başka hiç bir şey yoktu.
Allah için Allah dedi, kalbi dayanmadı
Padişah maiyetiyle mağaraya geldi. Baktıki bir derviş hararetle “Allah, Allah” diyor, imrendi. “Ne hoş bir insan, dünya hiç umurunda değil, dedikleri kadar varmış” diye düşündü. Ali Heyti Hazretleri, Çingene Ali'ye, padişahın meramını aktardı. Ali "Allah, Allah" dedi. Ali Heyti Hazretleri padişaha dönerek:
- Padişahım gördüğünüz gibi, sadece Allah diyor. İltifatını celbetmek için, bize yüzünü dönmesi için ona hediye verseniz dedi.
Padişah, Ali'ye mülk hediye etmek istedi. Ali " Allah" dedi... Padişah makam teklif etti... Ali "Allah" dedi. Padişah altın dedi... Ali " Allah" dedi...
Ali Heyti Hazretleri, padişaha yaklaşarak:
- Padişahım, dedi, bir de kerimenizin izdivacını teklif etseniz.
Padişah düşündü: Bu adamdan daha lâyık kim olabilirdi ki kızı için… Sürekli Allah diyen, dünyaya bel bağlamayan bir Allah dostu, halk da onu çok seviyor…
- Kızımın nikahını alır mısın? dedi.
Ali, yanlış mı duymuştu, padişah ona kızının, Selma'nın nikahını teklif ediyordu... Hem de kime, Çingene Ali'ye… Neden, neden, neden? Ali düşündü, düşündü…
- Ben ki bir kız için, aşkım için kırk gün sadece Allah Allah dedim; emelime kavuştum, kıza kavuştum... Ya Rabbi! Ya Senin için, şanın için Allah deseydim, bana ne büyük lütuflar verirdin... Sen ne yüce bir hükümdarsın! Ey şanı Yüce, Çingene Ali'nin de padişahın da Rabbi Allah, dedi ve oracıkta can verdi..
Rabbim;Utanırım..Perdem olda..Halime Sadece Sen Bak Beni Yalnız Başkalarına Değil..Bana Beni de Sır bırak....:
sebeb-i ilahi
16 Ağustos 21:55
(http://cid-88126fa1623ea670.spaces.live.com/)
Diğer...Müzik listesi
Bebegim Oldu
sanatçı Sagopa Kajmer
Canimi Veririm
sanatçı www.mp3indir.gen.tr
PAPI CHULO (REMIX)
sanatçı LORNA
www.ilahi-tr.com
sanatçı Sami Yusuf - My Ummah
Seninle ilk defa
sanatçı Dj Akman Feat Son Nefes
www.ilahi-tr.com
sanatçı www.ilahi-tr.com
Track 1
sanatçı yk
uzulursun
sanatçı doguş
girişte çal
Özel HTML
new relationships
© 2008 Microsoft Gizlilik Bildirimi Yasal Bildirim Kullanım Kuralları Tacizleri Bildirin Güvenlik Yardım Merkezi Hesap Görüşleriniz
29 Ağustos 2008 Cuma
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Büyük şair, mutasavvıf ve düşünürümüz Mevlânâ Celâleddin Rûmî (1207-1273), XI-II. yüzyılda, İslâm dünyasının çalkantılı bir döneminde, maddî olduğu kadar manevî yönden de sarsıntı geçiren insanlara ve özellikle Anadolu insanına yeni bir ruh kazandırmak için çırpınan, bu yolda onlara ümit ve cesaret telkin eden bir himmet ehli, bir gönül eridir.
SEÇME ESERLERİMİZ
Yayın Kataloğu 2008
Bu eserler, Diyanet İşleri Başkanlığının bilgi birikimi ve ilahiyat fakültelerinde üretilen müktesebat dikkate alınarak yeni bir yaklaşımla ele alınmıştır. Özellikle İslâm’ın doğru kaynaktan,sağlıklı bir bakış açısıyla toplumumuza aktarılması hedeflenmiş ve konularında uzman araştırmacılar tarafından kaleme alınmıştır.
--------------------------------------------------------------------------------
Sözleşmeli Kur'an Kursu öğreticisi ve İmam-Hatip Sınav Tarihleri ve Sınav Bölge Merkezleri